Hakkımda

Fotoğrafım
hiçbir zaman eşkenar üçgenin dik açılarının toplamı ilgimi çekmedi.İlgimi çeken tek şey aramızda sinsice yaşayan pezevenklerdi....

13 Şubat 2016 Cumartesi

Şükran

     Doğa bahara döndü. Çayır çimen sevinç içinde. Bahçe korkuluğu  mazılar yol boyu yeşile kudurmuş. Sümbüller mis. Salkım salkım dalında.
     Güneş hayasızca odada. Işık huzmesi, sıkı sıkıya örttüğüm koyu renk perdeleri delerek üzerime yağdı. Sadece, evet sadece bu sisli ışıltı bile yeterlidir yaşama tutunmak için. Oysa biliyor musun, benim gönlümdeki sevinç, gözlerimi açar açmaz dağılıp, kayboluverir her sabah. Kaç kış, kaç bahardır böyleyim?
     Güneşin odamda boy göstermesinden saatler önce, tanımlayamayacağım bir güç tarafından dürtülerek uyandırılıyorum. Alıştım. Haydi bakalım, dön sağa dön sola. Hatıraları terbiye edemiyorum. Ağa takılan milyonlarca balığa dönüşüyor mazi bende.
     Uyumuyorum artık bende.Uyumuyorum dediysem, geceleri. Oturuyorum kukumav kuşu gibi.
     Yalnızlığım, bikesliğim  karım Şükran'ın  toprağına kavuşmakta aceleciliğindendir. Hasta olduk mu, bir çorba kavuranımız olmazdı. Ama yalnızlığa karşı sarsılmaz direncimizin varlığıyla birbirimizi şımartırdık. Bugün yaşadığım yalnızlık gibi değildi o günler. Şimdiki düpedüz  kimsesizliğin yalnızlığı.
     Hayattaysam da bugün bunu, kitap okumama borçluyum, biliyorum.
     Güzelim Şükran. Mavişim benim. O iri gözler içinde camgöbeği bakışları özledim. Eşek sıpası, her ay maaşını alır almaz sayıkladığım kitapla çıkagelir ve beni ne denli mutlu ettiğini fark etmeksizin, adeta evde eksilmiş bir erzağı yerine koymanın sevincini duyumsardı. Fark etmeksizin diyorum çünkü Şükran, ''okur'' değil, ''okuyucu'' ydu. Çok okunanlar listesine bakıp alır, tatile giderken alır, benim tavsiyemle alır, iş yerinde arkadaşlarıyla takas için alırdı. Bir kitaba ''manyak'' gibi aşerdiğine hiç şahit olmadım. Bu yüzden arzuladığın kitabın avuçlarının arasında nasıl mutluluk kaynağı olabileceğini fark etmesi imkansızdı. İnanır mısın, o kimselere veremediğim kitaplarım da, içimdeki bozgunu durduramıyor. Yine de onlarla oyalanıyorum.
      Temiz pak yıkanıp paklanıp sahafa gitmeyi iş ediniyorum kendime. Papatya dolu çimenlerin kokusunu çekiyorum derin derin. Sonum pek renksiz geçiyor doğrusu.
     Bir yerlerde mi okumuştum ne? Uyduruyor da olabilirim. Şu cümle, benim hayatımın özeti olmayı hak ediyor...
    Önce ruhlarını teslim ettiler, ölesiye bıkkınlıklar içine.
    Bende ruhumu ve ölümsüz bıkkınlığımı sizlere bırakıyorum. Eğitimli ve hoş görülüdür. Ama adı bıkkınlıktır işte. Ben Şükran'ıma sevincimi, çoşkunluğumu götüreceğim.
     Dünya ölmeden ölmek için harika bir yermiş. Yaşanan her an baş yapıt tadında dev bir prodüksiyon. Bıkkınlık veren komedi.
     Bu yaşlı adam ne yaşamış böyle deme bence, sabırlı ol, tek tek anlatacağım bir gün . On insan ömrüne sığacak hikayelerim var benim. Yalnızca o gün bu gün değil.
     Haydi, önümüz bahar, tadını çıkar....
     Komedi  tiyatrosunda yerini al.



   
     






31 Ocak 2016 Pazar

Bir tek uyanık yeter

     Kadın  olmanın ne denli zahmetli, ezik, zavallı  bir yaşam gerektirdiğini yazdılar, çizdiler, anlattılar gözümüze soktular. Doğrusu bu ya, algı operasyonu binlerce yıldır başarıyla yönetiliyor. Kadının değersiz, ''olmasa da olur'', aklı kısa varlığına  y  kromozom  taşıyıcısı olarak, bazen ben bile inanıyorum. Neden?

     Çünkü.....
     Tatilde eve  güneş enerjisi için tamirci çağırmam gerekti. Aradım. Dedim kardeşim, soğuk suyla götümüz donuyo...şaka şaka, tanımadığım  insana  der miyim hiç öyle şeyler! Neyse, dedim ki  beyefendiciğim, güneş enerjisi deyince tüm Ege Kıyıları   zat-ı alinizden  sorulurmuş. Lütfedip bizim alete de el atarsanız size çok müteşekkir kalırız. Ücret konusunda ise dilediğinizi yapabilirsiniz! e kadar getirdim mevzuuyu. Tabi  canım , böyle de demedim. Anlayış kapasitesi sınırlı bir insan olan tamirciyi uygun bir dille çağırdım. Dedi abla 1-2 saate geliyorum, malum sezon şimdi. Hay gözünü yediğim, 1-2 saat dediğin nedir yani! O gün gelmedi. Ertesi gün tekrar aradım. Bana neden gelemediğine dair bir çuval laf döktü. Olabilirdi. Tamam,  bugün mutlaka gel!  Tabii ablacığım yarım saate oradayız. Yine yok. Adam  tek tamirci, bi çeşit  ''gebe''  durumu mevcut anlayacağın. Küfür ederek aramızdaki ilişkiyi sarsmak istemiyorum doğal olarak. Sonra aklıma daha iki gün önce  arkadaşımla  lafladığımız, kadına  iş hayatında layık görülen hizmetçilik, kasiyerlik ve çocuk bakıcılığında  kariyer  muhabbeti geldi. İkimizde hemfikirdik. Kadın ötelenendi.Ama o oyunu kuralına göre oynuyordu. Kadınsan nerede durman gerektiğini bileceksin görüşündeydi. Böylelikle toplumsal cinsiyetçilik batmıyordu kendisine. Ben ise, ataerkillik bir bina olsa dibine ilk dinamiti yerleştirecek kadar anarşist. Haksızlıklara gark olmuş kadim kadın. Öylesine  geldi geçti  aklımdan  işte. Tamircinin tavrı  feminist duygularımı kaşımıştı. Kocamı kestirdim gözüme. Telefonu uzattım. Dedim, ara şu adamı, sert yap, gelsin hemen. Aradı. Kardeşim, bizim hanım seni kaç gündür arıyor, gelecem deyip, gelmiyorsun. Gelmeyecekcen söyle, bakalım başımızın çaresine.
      Biliyor musun 20 dk. sonra geldi tamirci. Arkadaşım haklı çıkmıştı. Kadın olduğum için kaale alınmamıştım.
      Aslına bakarsan ataerkil algının büyük mürit  kitlesi kadınlar. İnançları öylesine sarsılmaz ki, en iyi çocuk bakıcısı, en bomba pasta yapıcısı, en temiz ev sahibi olma, yolunda master tezi yazarlar. Para kazanmayı gerektirecek ciddi ve önemli işler erkeklere aittir.
     Yapılan bir araştırmada erkeklere sormuşlar, hangi kadın sana daha çekici geliyor?
     Yönetici, doktor, sanatçı, mühendis, tezgahtar.
     Anketin şampiyonu tezgahtar kadın olmuş örneğin. İlginç değil mi?
     Ardından  akıllı kadın mı, seksi kadın mı sorusu. Tabi ki de seksi şempanze bebeğim ne sandın! Her yaştan erkeğe yöneltilen sorular bunlar. Birlikte olduğunuz kadının eğitimli olmasını ister misiniz? Çok büyük çoğunluk, yok yauw  farketmez demiş. Nefes alsın yeter geyiği doğruymuş meğer.
     Kadınlara yöneltilen sorularda ortaya çıkan sonuç şu; ben tipine de bakarım ama, eli ayağı sağlam olsun çalışsın 1, gelecekle ilgili sağlam planları olsun, parası da olsun 2, beni sevsin, kıskansın ve sahip çıksın 3. Kadın da espritüel , zeki, sosyal bir erkek peşinde değil gördüğün gibi. Algı bu! Ama değiştirilemez değil.
     Gelelim ''kadın şiddeti'' ne. Bir kere toplumsal cinsiyetçiliğin ruhuna aykırı bir kavram. Çünkü şiddetin de cinsiyeti olmamalı. Zira şiddet görmeyen canlı yok yeryüzünde. Bu top yekun bir direniş olmalı. Bir çocuk ya da bir kedi,  bir kadından daha az acı çekmiyor ki. Fiziksel şiddetin verdiği acıyı, yaşayan her canlı duyumsuyor. Öyleyse nedir ''kadın şiddeti'' saçmalığı? Medya ve toplum bu algıdan nemalanıyor çünkü.
     Bekaret kilidi üretmiş insanlık ötesi var mı? İç çamaşırından, biber gazına kadar pazarlanan  her şey cinsellik ve şiddet kokmuyor mu?
     Kadına zayıflığı pompalayan kim, medya, hatta bazen sanat.
     Kadın zayıf, zavallı değildir dostum.
     İnsanlığın olduğu yerde ise  suç kaçınılmazdır. İlginçtir, toplum yine her türlü suçu affediyor , tecavüz hariç. Tecavüzcülerin cezaevlerinde !kendilerini !  şişlemeleri, asmaları bunun en somut örneği. Affedilmez tek suç tecavüz suçudur. Yani bilimsel veriler böyle. Bir kadının ya da erkeğin sokakta, çocuklarının gözü önünde öldürülmesini toplum affediyor anlayacağın. Kadın cinayetleri değil konuşacağımız, suçun ta kendisidir.
     Evlenene kadar hiçbir cinsel deneyim yaşamadığı varsayılan namusun yeryüzündeki kalesi kadına hazırlanan çeyizleri getir gözünün önüne. Babydoll mü ararsın, g string donlar mı, jartiyerler mi...Şimdi hiç  cinsellikle tanışmamış genç kadın  için bu hazırlıktaki  iki yüzlülüğü biri bana anlatabilir mi? Ya da önüne çıkan her kadın için vazgeçilmez seks makinesi olduğu kabul edilen genç erkek algısını. Yaşını başını almış her insan tüm bu olan bitenin saçmalıktan ibaret olduğunu görebilir.

     Genç insanların 1 gecede seks tanrıçası olmasını beklemek ve onu zevkten göklere çıkaracak erkekle birlikte zifaf odalarını düşlemek, sanırım  en kolayı. İnsan ve toplum olarak üzerimize düşeni layığıyla yaptığımıza inandıralım kendimizi. Zifaf namustur, şehvettir...
     Oturduğumuz  yerde şiddeti kınarız hepimiz ne var yani! Sokakta bebeğini, çocuğunu  hırpalayan anne-babalar  görmüşsünüzdür. Arkana yaslan ve hatırlamaya çalış, müdahale ettin mi? Hesap sordun mu? Yetkili birini çağırdın mı?
     ''Değer vermek''
     Sihirli sözcük. Değeri de ancak kendine saygısı olan insan verir. Kendine saygı da gökten zembille dağıtılmıyor. O halde ''kadın cinayeti'' ''kadına şiddet'' diye yırtınma! Çünkü dostum,
     Eğitim şart!
   
   
   
   




     

28 Ocak 2016 Perşembe

Hayal et!

       Düşünmeye bile kıyamadığım hayallerimi beklentilerimle zehirledim.
       Adı üstünde hayaldi onlar. Hiç aklıma gelip çöreklenmemiş gibi yapabiliyorum pekala. Hiç, gelmemiş gibi. Öfke nefret aşk değil ki, haykırayım, kusayım!
       Yok sayabilir, bir köşede yıllarca mışıl mışıl uyutabilirim.
       En kolay gömdüğüm şey, hayallerim oluyor  her defasında. Çok acıklı !
      Oysa, hayallerimi görünür kılan kelimeleri çağırmak, onları görünür kılmak için bir elektrik düğmesinin üzerine basmaktan başka bir şey değil. Bu  gerçeği 5 yaşından beri biliyorum ne çare!
       Büyük bir soğuk hava deposunda sakladığım '' yaratıcı düşüncelerim ve insanlığa yol gösterecek dünya görüşüm'' var oysa. Günü geldiğinde çıkarıp kullanacağım hepsini. Duyacak insanlık.
        Varlar. Varım anlayacağın. Çünkü hayallerim sınırlarımın ötesidir. Aşmayı başardığım gün, hepsi sahici olacak.

        Belki hayal kurmayı bilmeyen insanlarla kuşatılmışız. Büyük bir olasılık bu. Belki de aşırı  realite alıcılar ve algılarımızın ayarını bozmuş. Bak bu da olasılık. Sonra şu da olabilir; hayallerimizden utanıyoruz. Olasılıklar içinde. En son aklıma gelen olasılıksa, hayal kurmak istemediğimiz yönünde.
        En büyük hayalin nedir şu hayatta diye sormuştum bir keresinde. Kadın, çocuklarımın mutluluğu demişti. Yıkılmıştım ama çaktırmamıştım. Hayallerimizi yarıştırmak istemiştim oysa. Bir insan düşün ki, kendi adına rüya görmüyor. Varolmamış . O yok. O bir hiç.  
        Hayal etmeye cesareti olmayan insan, bana göre, ölü insan.
        Çantanı sırtlayıp dünyayı gezmek istemez misin örneğin? Şarkı söylemek, dans etmek, sahilde  bir kafe işletmek, beste yapmak, kitap yazmak,  ülke yönetmek, trafiğe kapalı  bir alanda hız yapmak, drift atmak, zirveden kayarak inmek...devam ediyorum; işe yarar bireyin eğitimi için uğraş verdiğini  hayal et, yoksulluğun giderilmesine olan katkını hayal et, demokrasi için neler yapabileceğini hayal et, uçan araba ürettiğini, cinsiyetçi topluma kadınları anlatacak mecralar yarattığını hayal et. Hey yavrum hey! Nerdee?
        Öylesine günü geçiştirmeye odaklanmış ki hayatlar, hayalleri boğmuş. Gelecek kaygısı denen aptal takıntının  türbülansındayız.
          Eğer biri sana hayallerini anlatmak isterse ilgilen! Dudağının ucuyla gülme, dinle! Onları gömmesine izin verme! Çünkü önemsemediğin o hayaller bir gün kahramanın olabilir.
         Bir insanın sevdiğine kavuşması bana göre hayal değil. Evlenip, yuva kurması da. Çoluk çocuğa karışması, çalışıp para kazanacak bir işinin olması da...Tüm bunlar en temel insani unsurlar. Zaten yaşamın devamlılığı için insanoğlu bu refleksleri 5000 bin yıldır başarıyla yerine getiriyor. Senin kurduğun bu sıradan ''hayallere'' ihtiyacı yok anlayacağın.
           Mutluluğumun tek reçetesi olan hayallerime , her sabah yeniden günaydın diyorum.
           Biliyorum ki, ''her şeye rağmen'' onları sahici yapacağımı biliyorlar ve beni sınırda sessizce bekliyorlar.
                                                       
                                                                                                                             
                                                                                                                                Sevgiyle kal
         

     

     

3 Haziran 2015 Çarşamba

Akıl akıl gel peşime takıl

Siyasetle çarpıtılmış, imha edilmiş bir insan  aklı yaratıldı  memlekette. Senin 'oy' un benim 'oy' um. Halay çekesim var! Seçim arabaları vızır vızır. Çığıran türküler vatandaşa daha çok şunu söylemek ister gibi; sizin gibi öküzlerin anladığı tınılar bunlar, özenle seçtik! Çünkü bizden iyi çoban olur! Esasında seçkin olsak ta,   iktidar zehrinden içmek istiyoruz. Oyunu bana verrr!
 Kusmuk seçim şarkılarınızı da alın gidin!
Seçim kapıda ama, kimsenin seçime güveni yok. Bindik bi alamete gidiyoz kıyamete..Hadi hayırlısı!

 Oy ve ötesi mesela. Şiir gibi geliyor kulağa. Dinleti falan... Seçmenin oyu çalınmasın, herkes sandığına sahip çıksın diye gençler el birliği ile oyların peşine düşüyor oysa. Aklımın işi değil! Sistem boktan, seçim boktan. Demokrasiyi her zamanki gibi gençler bekliyor. Yalnızca bekliyor.

Düzelir mi ? Eğitime dair yepyeni reformlar yapılırsa, 100 yıl sonra aklı selim  bir sistem kurarız belki.
Düşünen bir hayvan olarak anca düşünce suçunu yaratmayı becerebildik sanırım.
 
Gün geçmiyor ki, tehditler havada uçuşmasın. Millet  ağzının  payını almasın. 
Bizim mahallenin  işgüzar esnafı  bile oy peşinde. Ablacığımm, çok acılar çektik başörtüsünden. İyi de senin bıyıkların var. Ne acısı çekmiş olabilirsin? Bacılarımız! 
Komünist manifesto ev kadının dilinde. Şaşırıyorum.
Okulda bebelere cb olabilmek için yüz kızartıcı suç işlememelidir diyen öğretmene bebeler, hep bir ağızdan karşı durmadalar. Ama öğretmenim!

Kürtler barajı geçmelidir! Hatta baraj ne amk! Herkes geçsin. İyi söylüyosun da, şehitlerin kanı yerde mi kalsın? 
Söylemlerini değiştirip, biz artık çok değiştik diyen mi ararsın. Madem din adamı mercedese binemez diye tutturuyorsunuz o zaman bende uçak veriyorum. Görün ananızın örekesini diyeni mi? 
 Pis halk!  Kaka halk! Kadir kıymet bilmez şerefsizler!

Asıl acı olan ne biliyo musun, bu milleti sistematik olarak zombi yığınına çevirmek. Yaşayan ölüler için  tasarlanmış bir ülke.
Oysa ki  oyumu vatandaşı olduğum ülkede 1. sınıf yaşam alanı yaratsınlar, haklarımı ve geleceğimi gözetsinler, beni devletin siyasal bir üyesi olarak algılasınlar ve saysınlar  adına vermek istiyorum. Nerdeee!

Duyguyu kavramak için mitinge bile gittim yahu. Bende bıraktığı iz, öğle vakti panayırda Tarkan'ın konsere çıkmasını beklemekten öteye geçmedi. Mitinglerle kime oy vereceğini belirliyorsa bu  insanlar, bitmişiz!  Bayrak ve şapka almak hayatta en birinci vazifeleriydi adeta. 

Akıl  akıl  söyle bana

nerelerdesin?

Neyse 1 hafta sonra  çitleğimi alır geçerim tv nin karşısına. Seçim sonuçlarını değerlendiren sözde siyaset bilimcilerin (bana göre hepsi dallama) her nabza ayrı şerbet akıtmalarını seyrederim. Budur vatandaş olarak görevim benim. Daha ötesini istersem ayıp ederim. Çok şükür bin şükür. 

Ancak,
Bir gün evlerimizdeki o bebeler büyüdüğünde daha demokrasi, daha özgürlük, daha medeniyet, daha teknoloji, daha para, daha eğitim, daha evrensel, daha yaratıcılık  diyerek bizden hesap soracak olurlarsa... seçim arabalarının  türkülerini dinletiriz. Uyuşmaya birebir. Olmadı siyasetteki amcaların cansiperane memleket hizmetlerini anlatırız. Daha yol, daha yol, daha yol......
 
                                                                                                                      sevgiyle



 

15 Şubat 2015 Pazar

Şiddet hikayen var mı?

Hayatında bir kere olsun, şiddete  uğramayan insan yoktur!
Büyük laf değil mi?
Ama ne yazık ki doğru.

Kadın yada erkek, fark etmez! Şiddete uğramak için canlı olmak yeterli de, konumuz insan. ( yoksa sokakta karşımıza çıkan gözü oyulmuş, kuyruğu kesilmiş hayvan dostları unutmuyoruz. Ve tabii kimden hesap sorulur, onu da bilmiyoruz. Cumhuriyet  Savcılığına gitsek oluyo muydu?)

Şiddetin sağlıklı insanlarda onarılmaz yaralar açtığını kendimden biliyorum. Dayak yiyerek büyüyen bir çocuk değildim yanlış anlama! Hatta tam tersi, sevgi dolu şahane bir ailem vardı. Okulda kendini bilmez hödük nöbetçi öğretmenin sıraya girmem için kafama indirdiği cetveli saymazsak, çocukluk çağım şiddetten uzak geçti diyebilirim. Üniversite çağlarımda ise, konumu ve akrabalık ilişkisini bile zikretmek istemediğim ( aileye evlilik yoluyla sonradan katılan akrabalık sıfatı) bir yaratık tarafından ölümüne dövüldüm. Nasıl ve neden ölmedim bilmiyorum. Suratıma onlarca kez yumruk, kafama dirsek darbesi yedim. Boynumu sıktı sıktı sıktı. Sonra bıraktı. Ben kaçmaya çalıştıkça iştahı kabardı, koltuk altlarımdan kolumu kopartırcasına çekiştirip yere fırlattı. İşin kötüsü neydi biliyo musunuz? Ev halkının seyirci  kalması. Yediğim yumruklardan ziyade canımı yakan o bakışlardı.

Neden yapmıştı bunu? Ele gelebilecek tek bir neden yoktu. Pisi pisine. Bir öfke seli beni yutmuştu o gün. Sanırım yıllarca yakınlarım buna zaten maruz kalmışlar ve o gün piyango bana çıkmıştı. Bingo. Acaba diyorum, yıllarca şöyle mi düşündü, bi punduna getirdiğim ilk fırsatta şu kızı eşek sudan gelene kadar döveceğim.. Benimle ilgili sorunu neydi? Anlamaya çalışmadım. Çünkü, o bir manyaktı. O günkü kadar kendimi değersiz hissettiğim başka bir gün olmamıştır. Bende çatlaklar yaratmadı mı? Ne diyosun? Çatlağın dibi! Dolduramadım yıllarca.

Tek dolgu maddesi, yüreği güzel insanlardan bir hayat bezemek oldu.

Blogumun giriş cümlesinde de belirttiğim gibi, eşkenar üçgenin iç açılarının toplamından ziyade aramızda sinsice yaşayan pezeveklere çevirdim bakışlarımı. O pezevenkler ki, kadın erkek fark etmez. Seni iş yerinde, okulunda, evinde bir bok böceğine çeviriverirler büyük bir ustalıkla. Umutlarını, planlarını bir çırpıda tarumar ederler de, yıllarca neyin peşinden koştuğunu bilmeden dolanır durursun deli danalar gibi..

Şiddet denildiğinde, salak numarası yapmaya gerek yok. Hepimizin tadını bildiği bir zehir.

Karı-koca şiddeti, öğretmen şiddeti, arkadaş şiddeti, yönetici şiddeti... say say bitmez. Nasıl toparlamalı fazla dağılmadan?

Felç inmiş toplumsal refleksleri tedavi etmeli. Şiddet bireysel değil, toplumsal bir bozukluktur.

 Lütfen hoş görmeyin. Şiddete uğrayan yakınınıza inanın. Hak ettiğini düşünmeyin.

Ve unutmayın şiddet, dil ile başlar bütün hücreleri ele geçirir. İşte sırf bu yüzden, hiçbir şey yapamıyorsan uğradığın şiddet hikayeni paylaş! Cesaretle anlattığın gün yeniden doğacaksın....


                                                                                                                            sevgiyle








20 Kasım 2014 Perşembe

Uğraştırma beni

   Sen onu bunu bırak ta söyle, en son kaça olur? 250 ye ver gideyim. Uğraştırma! Hadi! Tamam mı, hadi! Oldu oldu! Kaça alıyon ki kaça satıyon? Bi seferlik kazanmayıver!
   Lan ne pazarlıkçı milletiz anam ya! Kadın dükkan sahibinin ortağı sanki. İnadından yüzünün rabbiyesi silinmiş nursuzun. Bak! Cüzdanını açıyor sanki bakmak isteyen varmış gibi. Son param! Hadi inat etme! Ver de gideyim. Yok efendim, kurtarmaz. Bizde pazarlık olmaz  gibisinden  çaresiz cümleler kursa bile, dükkan sahibi de nasıl bir manyakla karşı karşıya olduğunun farkında.
   Ufacık  turşucuk tipli kadın, bu lambayı almadan giderse bir canavara dönüşeceğinin sinyallerini veriyor. Korkuyorum. Kocam maliyede çalışıyor. Tanır mısın acaba? Timuçin.  Dükkan sahibi zavallı, kafasını sallıyor. Tanıyamadım. Demek olmaz diyosun! Olmaz hanfendicim! Tamam 275 olsun! Hanfendi bu avizenin fiyatı 650 lira. Hadi sizin güzel hatırınız için 600 olsun! Fakat 275!..            Dükkan sahibi üstünlüğü ele geçirdiğini anlayınca sofradan yeni kalkmış aristokrat gibi yanağının içinde dilini gezdirip, ellerini ovuşturuyor.
    Bir türlü araya giremiyorum. Altı üstü led ampul alma niyetindeyim. 
    Madem sizde pazarlık mazarlık  yok ta, benim hatırım nerden senin güzelin oluyo? Ha! Terbiyesiz adam! Şakirt kılıklı dükkan sahibinin bu saçmalıkları hakettiğini düşünmeye başlıyorum. U dönüş için geç kaldı andaval. O sırada varlığımı farkediyor ve olur  mu ama hanfendicim, diye bana soruyor belermiş gözleriyle. Yandaşı olmayacağım. E olur diyorum. Güzel hatır madem var! Çiğ tavuk  yedirtirmiş! Kadın birden kardeşimmiş gibi tavırlar sergilemeye başlıyor. Canım benim! İyi ki buradasın!
   İkisini birden dövmek istiyorum. İçeride mi dövsem, kapıya mı çekip dövsem?
   Nihayet adam 300 e razı oldu. Alış verişin sonunda her iki tarafta mutsuzluk, kazıklanmışlık duygusundan eser yok. Aksine ben kendimi aldatılmış, kazıklanmış hissettim iyi mi? Nihayet şakirt dükkancı bana döndü ve buyrun hanfendicim diyebildi. Led ampul alacaktım, vaz geçtim. Çeşitlerimizi bir görün! 35 lira ama size 20 liraya olur. Hem çok ekonomik ampuller bunlar. Yok almayayım! Dükkandan çıkarken adam arkamdan bağırıyordu, akşam pazarı, hadi 15 e bırakayım.
    Yapmayın olum böyle pazarlık!
     Kime ve hangi mecraya güveneceğim? Şakülüm kayıyo benim!
     Şimdi bunun adı hırsızlık değil mi yani? Karşılıklı çalıp duruyorken taraflar, sen neyin borusunu üflüyosun?
     Bak hırsıza hırsız demek hala suç değil. Değil ama, kimin eli kimin cebinde, o da belli değil...
     Alış verişte kimse birbirine inanmaz ve herkes kendi yasasını yazarsa, hırsızlık tabii en gözde statülerden biri olur. Değil mi canım kardeşim? İyi ki varsın! Muckkss..Sevgi pıtırcığım benim...
    



   
    
   
   

19 Kasım 2014 Çarşamba

Sokakta


    Kimsesiz ve evsiz bir adam. Parklara bankları koyanlara duacı, sokak hayvanları için kapısına su bırakanlara ise minnettar.
      Bacaların yakıt kokusu genzini yakmıyor nicedir. Akşamın soğuğu çökecek. Geceleri neyse de, sabaha karşı kemiklerini sızlatıyor meret. Ayaz, anasını başka karılarla aldatan babası gibidir insanın. Dirençli öfkesine seni kurban ederken, orospusundan olan gürbüz çocuklarını her zaman güven içinde bırakır, ilişmez.  Kaldırımdan gelip geçen ayaklar telaşlı. Telaşa mahal yok be! Hepimizin gideceği yer belli!  Hem çalacak bir kapın yoksa  n'olmuş ki? Dünya, kendisini bekleyenlerin varlığından emin aptallarla dolu. Sırf bu yüzden boşver! Koşma! Sakin ! Tadını çıkara çıkara...Bekleyen kimse yok!

       İçine girmeyi unuttuğu bir sığınağı vardı, ama  neredeydi!
     Belki bir kadının sıcak memeleri. Belki ağlayan bir bebenin öksürük kokan nefesi. Belki de ara sıra barakasını paylaştığı bir dostun gözlerindeki emniyet. Kim bilir?

     Evet hanımefendiler, beyefendiler...sokakta yaşamak demiştik en son ! Bedeni ve elbiseleri kirlenmeye başladığında zihninin ve düşüncelerinin de kirlenmeye başladığını sanmıştı diğerleri. Pasak içinde kaldığındaysa tümden hayatlarından çıkarmakta bir beis görmemişlerdi. Oysa  kirli işler, cinayetler ve iki yüzlü ilişkiler içeriye aitti. Görüyordu pencere aralarından. Sokak öyle mi? Değil! Sokak özgürlük. Sokak, vatandaşlık numaranı  ezberlememe özgürlüğü. Sokak, nüfustan, tapudan, vergiden, insanlıktan, babalıktan düşürüverme özgürlüğü. Dahası sokak, hesap vermeme özgürlüğüdür.  E başka ne istesin hayattan?

        Gecelemeye hastane acillerinin üstüne yoktur. Hasta yakını gibi sıvışmayı başarırsan sıcacık koltuklarda bey gibi uyku çekersin. O zaman da şehrin bütün hastane acillerini sıraya koyarsın. Elbiseler  kokmaya, kafanda bitler cirit atmaya başladı mı biletin kesilir. Kovulursun her yerden. Bir de uzatılan beleş yemekler. Sen sokak oldukça, önüne atılan yemeklerde sokaklaşır.

      En mutsuz gününü geçiren  biri ona bakarak mutlu olmaya çalıştı. Bu adamın  yaşadığı, 'daha kötü hayatı'  mutluluk masasına meze yapacak kadar insafsızdır böyleleri.  ' Bekleyenler ' inin  açtığı kapının ardında onu düşünüp temiz bir uyku çekecek, güven içinde. Öyle sansın dingil!

          Sokağın hiyerarşisi yok diyen hata yapar. Her zaman  sığınaklara hükmeden derebeyleri vardır. Sıcak bir hastane acilinde uyumak için rüşvet vermek gerekir. Olsun! Bedel ödemek var bu kitapta. Ha evde ha sokakta. Fark etmez. Ödersin!

     Seçim otobüsleri insanların güvenliğini sağlamaya aday olduklarını bangırdatıyor. Seçilen şarkılara burun büktü. Ama bangır bangır çalan şarkıdan çok dağıtılacak kumanya ilgilendiriyor onu. Yerlere atılan parti bayrakları bi boka yaramaz. Ne ısıtır ne doyurur. İyisi mi, kumanya için tekrar tekrar sıraya girmeli. Dün özgürlükçü olduğunu savunan parti simit dağıttı. Bugün adaletçi olduğunu savunan ekmek arası patates...Yarın ki? Leblebi tozu belki...Nasılsa oyum hepsine.

         Sokağın en güzel yanı kimsesiz oluşu. Mekana ait olmayı kim uydurdu? Sahip olduğumuz tek gerçeklik var. O da zaman. Değil mi çok değerli kişiler?

           Sen liman sandığın yere tekrar bak bakalım, seni gerçekten bekleyen bir ses bir nefes var mıymış? Yoksa üzülme. Sokak geniş. Tıpkı  sokağın bütün pisliği tırnak aralarına dolmuş bu adam gibi...hepimize yer var orada....

               Tam kumanya sırasına girecekken bir berber esnafı seslendi, hey dilenci dükkanın önünü kapama çekil şöyle.
 




                                                                                                               sevgiyle